ÖZLÜ SÖZLER

KADIN OLMAK


Olmak denince; bir insan nasıl var olur?  sorusunun yanıtını  bir düşünelim: “Bir dişi hücresi yumurta ile, bir erkek hücresi spermin birleşmesiyle”.
Yalnızca buraya bakmak bile aslında varoluşun özünde “eşitlik” olduğunun en güzel göstergesidir. Ve de “birlikte” “bütün” olmanın kadim bilgisi…

Peki, sonrasında neler olur?

O döllenmiş tohum “kadın” bedeninde “can” bulur. Kadın, bedeninde taşıdığı, kanıyla besleyip büyüttüğü bu yeni canlının zihinsel, hormonal ve duygusal boyutlarda da gelişmesine katkı koyarak, büyük bir özveriyle, gerektiğinde canı pahasına dünyaya getirir.

Kadın üretkendir, insan canlılığının devamını sağlar. Hal böyle iken, neden “kadın” ötekileştirilmeye, güçsüz, çaresiz, erkeğe muhtaç ve “eksik” gibi gösterilmeye çalışılır ?

Bunun iki boyutunun olduğunu düşünüyorum. Birincisi öteden beri alışkanlık hale gelen “erkek egemen” toplumların bakış açısı ve olmasını istedikleri gerçekliği “gerçekten öyleymiş” gibi gösterme çabaları
İkincisi de bu görüş dayatılarak yaşanan toplumlarda kadınların “bu durumu” kabul ederek, kendi gerçekliklerini fark edemeden “mış gibi” yaşamalarının  ve çocuklarına da  böyle aktarmaları sonucunda gelişen “öğrenilmiş çaresizlik”.

Algılarımız;  yaşayarak görüp, duyup, hissettiğimiz yaşantıların kayıtlarıyla bizim “gerçeklik” dediğimiz değer yargılarımızı, kısaca “doğru” bildiklerimizi oluşturur.

“Kadın” ve “erkek” hakkında zihinlerde oluşan algı, daha sonra bu bireylere karşı davranışımızı etkileyen en önemli bilgi kaynağıdır. Erkek egemen toplumlarda, erkeğin fiziksel yönden “güçlü” imajı ve özellikle bunun her fırsatta  vurgulanması “erkek” olgusunu saygın, değerli, akıllı vb. birçok olumlu yönleriyle algı oluşturur. Bunun yanı sıra kadının cüsse olarak daha çelimsiz! Görülmesi, ne istediğinin önemsiz olduğu, fikrinin sorulmadığı, bilemeyeceği, kafasının çalışmadığı, elinin hamuruyla ne anlayacağı, üstelik kadının herhangi bir  “mal” gibi başlık parası uğruna satıldığı, iki kadının şahitliğinin bir erkeğe denk gelen uygulamaların kol gezdiği, daha küçüklükten kendini “baba” olarak gören erkek egemen aile reisi tarafından okuma özgürlüğünün elinden alınarak  bilinçlenmesinin ve birey olma hakkının gasp edildiği toplumsal uygulamalar, kadının kendisiyle ilgili “farklı” algı oluşturan çalışmalardır.

Toplumdaki her bireyin (kadın-erkek farkı gözetmeksizin)  öncelikle “birey” olarak farkındalığının gelişmesi, erkek  ve kadın kimliği konusunda evrensel kabul gören “ insani eşitlik” ve “ortak hakları” yönünden bilinçlenmesi ve gelecek nesilleri bu bilinçle yetiştirmeleri. Bu, daha sağlıklı, daha başarılı ve daha mutlu insanların yaşadığı bir dünya oluşması yönünde önemlidir diye düşünüyorum.

Mesele olmak ya da olmamak
İnsanı anlamak, insanı olduğu gibi kabul edebilmek
İnsana yalnızca “insan” olduğu için değer vermek                                                           
Bunun için insani değerlere sahip olmak                                                                    
Kadın ya da erkek fark etmez 
Asıl önemli olan “İNSAN” olabilmek!


Sağlık, mutluluk ve farkındalıkla kalın...